Sexist Konuşma Ne Demek? Siyaset Bilimi Perspektifinden Bir Analiz
Toplumların düzeni, sadece kanunlarla ve kurallarla şekillenen bir şey değildir. Gerçek güç, sözlerin ve anlamların şekillendirdiği zihinlerde, dilde, etkileşimde gizlidir. Her gün duyduğumuz bazı kelimeler ve ifadeler, görünmeyen iktidar ilişkilerini, toplumsal düzeni ve değerleri yeniden üretir. Bu yazıda, “sexist konuşma” (cinsiyetçi dil) olgusunu, toplumsal güç dinamikleri ve siyasal düzen bağlamında inceleyeceğiz. Cinsiyetçi dil, sadece bireysel bir tavır ya da dilsel bir tercih değil, aynı zamanda iktidar, kurumlar, ideolojiler ve yurttaşlık ile derinden bağlantılı bir kavramdır.
Cinsiyetçi dilin toplumsal yapıları nasıl yeniden ürettiğini ve meşruiyet ile katılım arasındaki ilişkileri nasıl etkilediğini anlamak, günümüz demokrasileri ve iktidar biçimleri üzerine düşündürür. Toplumda ve siyasette sesini duyuran herkesin, kullandığı dilin potansiyel bir güç aracı olduğunu kabul etmek gerekir. Peki, cinsiyetçi dil neyi temsil eder ve bu dilin siyasal anlamı nedir?
Cinsiyetçi Dil Nedir?
Cinsiyetçi dil, erkeklerin veya kadınların toplumsal, politik ve ekonomik konumlarını belirleyici bir şekilde aşağılayan, küçümseyen veya ayrımcılık yapan dilsel ifadeler bütünüdür. Bu tür bir dil, toplumsal cinsiyetin eşitsizliğini sürdüren ve güç ilişkilerini pekiştiren bir araç olabilir. Cinsiyetçi dil, günlük konuşmaların yanı sıra politik söylemlerde de karşımıza çıkar. “Kadınlara uygun işler” ya da “Erkek gibi adam” gibi ifadeler, toplumsal cinsiyet normlarına dayalı beklentileri ve stereotipleri yansıtır.
Bununla birlikte, cinsiyetçi dilin sadece kelimelerle sınırlı olmadığını, bu dilin toplumsal yapıları ve iktidar ilişkilerini yansıttığını anlamak gerekir. Her kelime, toplumsal düzeni yeniden üretir. Peki, bu dil politikada nasıl bir rol oynar?
Cinsiyetçi Konuşma ve İktidar İlişkileri
Siyasette, iktidar kelimesi genellikle görünür ve resmileştirilmiş güçle ilişkilendirilir. Ancak iktidar, aynı zamanda dilde de gizlidir. Michel Foucault, iktidarın yalnızca devlet kurumlarına ve yasalarına sıkışmadığını, dilde, bilgi üretiminde, toplumsal normlarda ve bireylerin içsel düşüncelerinde de işlendiğini belirtir. Bu bakış açısıyla, cinsiyetçi dilin politikası, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin sürdürücü bir mekanizmasıdır.
Siyaset, yalnızca kanunlar veya anayasal haklarla şekillenen bir alan değildir. Aynı zamanda gündelik yaşamın normlarını, güç ilişkilerini ve toplumsal rol beklentilerini belirleyen bir alandır. Cinsiyetçi dil, bu normları pekiştirir. Bir politikacı, kadınları ya da erkekleri küçümseyen ifadeler kullandığında, bu sadece bir kişisel tavır değil, toplumsal bir mesajdır: “Kadınlar ya da erkekler, belirli rollerle sınırlandırılabilir.” Bu dil, sadece bireylerin değil, tüm toplumu etkileyen bir ideoloji haline gelir.
Toplumsal İktidarın Yeniden Üretimi:
Cinsiyetçi dil, yalnızca bireysel ilişkilerde değil, toplumsal yapılar içinde de iktidarın yeniden üretilmesine olanak tanır. Toplumun belirli kesimlerinin daha fazla güç ve meşruiyet kazanması, bu dilsel yapılarla desteklenir. Sosyolog Pierre Bourdieu’nun “sembolik iktidar” anlayışına göre, dil, gizli bir iktidar biçimi olarak toplumsal yapıları yeniden inşa eder. Kadınların politik arenada daha az temsil edilmesi ya da erkeklerin egemenliği üzerine kurulu bir dil, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini meşrulaştırır.
Demokrasi ve Cinsiyetçi Dil
Demokrasi, katılım ve eşitlik üzerine kurulu bir sistem olarak, herkesin eşit haklara sahip olduğu bir toplum idealini savunur. Ancak cinsiyetçi dil, bu idealin tam tersini işaret eder. Cinsiyetçi dil, bazı grupları dışlayarak, katılımı kısıtlar. Örneğin, kadınların siyasi alandaki konuşmalarının küçümsenmesi veya erkeklerin egemenliği altındaki politik alanlarda kadınların seslerinin duyulmaması, demokrasinin bir anlamda kapsayıcı olma iddiasına zarar verir.
Cinsiyetçi dilin en belirgin şekilde kullanıldığı alanlardan biri seçim kampanyalarıdır. Birçok politik lider, kadınları ya da erkekleri belirli kalıplara sokarak, bu gruplara dair beklentileri yeniden şekillendirir. Bir kadın, toplumsal hayatta “sert” ya da “ağır” roller üstlendiğinde, bu dilsel bir söylemin yarattığı algı ile şekillenir. Bu durumda, katılım hakkı, yalnızca belirli bir cinsiyetin toplumsal normlarına uyan bir şekilde sağlanır. Kadınların ya da erkeklerin kendi kimlikleriyle, özdeğeriyle ve bireysel seçimleriyle politikaya katılmaları engellenir.
Meşruiyet ve Cinsiyetçi Dil
Demokrasinin meşruiyeti, halkın talepleri ile politikaların uyumlu olmasına dayanır. Ancak, meşruiyet sadece yasa ve normlarla değil, aynı zamanda toplumun değerleriyle de ilişkilidir. Cinsiyetçi dil, toplumdaki eşitsizlikleri gizler ve politik meşruiyeti zayıflatır. Örneğin, devletin ya da hükümetin kadınların haklarını savunduğu iddiası, eğer dili cinsiyetçi ise, bu meşruiyeti zedeleyebilir. Cinsiyet eşitliği gibi önemli toplumsal konularda kullanılan dil, siyasetin ne kadar gerçekçi ve kapsayıcı olduğunun bir göstergesi olabilir.
Örneğin, 2018 ABD ara seçimlerinde, kadınların yoğun katılımıyla yapılan kampanyalar, cinsiyetçi dilin nasıl siyasetteki meşruiyetin temellerini zedelediğini gösterdi. Politik söylemlerde kadınların liderliğinin küçümsenmesi ya da erkeğin egemenliğinin övülmesi, bu meşruiyeti sarsmıştır. Kadınların siyasi ve toplumsal talepleri, sadece “kadınların” değil, tüm toplumun talepleri olarak ele alındığında, demokrasi daha gerçek bir biçimde işleyebilir.
Cinsiyetçi Dilin Geleceği ve Güncel Tartışmalar
Sonuçta, cinsiyetçi dil, sadece bireysel bir sorunun ötesinde, toplumsal yapıları şekillendiren, iktidar ve toplumsal eşitsizlik üzerine kurulu bir sistemin göstergesidir. Günümüzde, cinsiyet eşitliği ve toplumsal cinsiyet hakları üzerine yoğunlaşan tartışmalar, dilin nasıl bir değişim geçirebileceği konusunda bize ipuçları sunuyor. Toplumlar, cinsiyetçi dilin toplumsal yapıyı nasıl dönüştürdüğünü fark ettiğinde, bu dilin ne kadar tehlikeli olduğunu daha iyi anlayabilirler.
Sizce, bir dilin değişmesi, toplumsal yapıyı ne kadar dönüştürebilir? İktidar, kurumlar ve ideolojiler arasındaki dengeyi nasıl değiştirebiliriz? Eğer dilin gücü toplumsal eşitsizlikleri sürdürüyor ve pekiştiriyorsa, ona karşı başlatılacak bir dilin devrimi gerçekten meşru bir demokrasi için mümkün olabilir mi?