Bir Kelimenin Peşinde: Karadeniz’in doğusu nasıl yazılır TDK?
Bazen insanın kafasını en çok karıştıran şeyler büyük olaylar olmuyor. Bir şehir değişikliği, bir ayrılık ya da bir karar da değil. En çok, küçük bir cümle takılıyor zihne. Benim de başıma tam olarak bu geldi. Bir akşam Kayseri’de odamın loş ışığında otururken, defterimin sayfalarına dalmışken, bir anda aklıma şu soru düştü: Karadeniz’in doğusu nasıl yazılır TDK?
İlk bakışta basit gibi duran bu soru, içimde beklenmedik bir kapı araladı. Sanki sadece bir yazım meselesi değil de, yıllardır içimde biriken bir yolculuk isteğinin anahtarıydı. Defterimi kapatıp camdan dışarı baktım. Kayseri’nin sert ve keskin kış rüzgârı camı hafif titretiyordu. O an, zihnimde Karadeniz’in nemli havası, yeşilin bin tonu ve denizin griye çalan huzursuzluğu belirdi.
Ben 25 yaşında, Kayseri’de yaşayan, çoğu zaman kendi içine dönen, duygularını saklamaya çalışsa da başaramayan biriyim. Günlük tutmak benim için sadece bir alışkanlık değil, neredeyse nefes almak gibi. O gece yazdığım her cümlede, aslında Karadeniz’e dair bir eksiklik hissi vardı.
Kayseri’de Bir Kış Akşamı
O akşam dışarıda kar ince ince yağıyordu. Sokak lambalarının altında süzülen kar taneleri, içimdeki düşünceleri daha da ağırlaştırıyordu. Evde soba yanıyordu ama içimdeki boşluğu ısıtmaya yetmiyordu.
Defterimi açtım. Sayfanın en üstüne yine aynı soruyu yazdım: Karadeniz’in doğusu nasıl yazılır TDK?
Sonra durdum. Sanki bu soru sadece bir yazım kuralını değil de, bir yönü, bir hissi, bir özlemi temsil ediyordu. “Doğu Karadeniz” mi, “Karadeniz’in doğusu” mu? Hangisi doğruydu bilmiyordum ama aslında benim derdim doğruyu bulmak değildi. Ben o kelimelerin içindeki yolculuğu anlamaya çalışıyordum.
Kayseri’nin düz, sert ve karasal havası içinde büyüyen biri olarak Karadeniz bana hep başka bir dünya gibi gelmişti. Bir fotoğrafta gördüğüm sisli yaylalar, ahşap evler ve yağmurun hiç bitmeyen sesi… Hepsi zihnimde birer hayal gibi duruyordu.
O gece defterime yazdığım her cümle, aslında içimde biriken gitme isteğinin dışa vurumuydu.
Defter ve Kafa Karışıklığı
Günlük tutarken bazen en basit şeyler bile büyür. O gece de öyle oldu. “Karadeniz’in doğusu nasıl yazılır TDK?” sorusu, defterin ortasında büyüyen bir gölgeye dönüştü.
Bir yandan doğru yazımı düşünüyordum, bir yandan da bu kelimenin bende uyandırdığı duyguları. TDK’ya göre dilin kuralları belliydi, düzen vardı, netlik vardı. Ama benim içimde netlik yoktu.
Benim içimde Karadeniz’in doğusu, sadece bir yön değil; bir kaçıştı. Belki de hiç gitmediğim bir yere duyduğum özlemdi.
Kalemimi deftere bastırdıkça cümlelerim sertleşiyordu:
“Ben neden buradayım?”
“Ben neden hep aynı sokaklarda yürümekten yoruluyorum?”
Sorular çoğalıyordu ama cevap yoktu.
Yolculuk Hayali: Doğu Karadeniz’e Özlem
Bir gece ansızın otobüs bileti bakmaya başlamıştım. Sanki gerçekten gidecekmişim gibi. Rize, Trabzon, Artvin… Haritaya baktıkça içim sıkışıyor ama aynı zamanda bir rahatlama hissi kaplıyordu içimi.
Karadeniz’in doğusu kelimesi artık sadece bir yazım sorusu değildi. O kelime, benim içimde büyüyen bir yolculuğun adı olmuştu.
O an fark ettim ki, “Karadeniz’in doğusu nasıl yazılır TDK?” sorusunu ararken aslında kendimi arıyordum. Hangi kelime doğru yazılırsa yazılsın, içimdeki yön değişmeyecekti.
Gitmek istiyordum.
Ama sadece fiziksel olarak değil. Zihnimle, kalbimle, bütün yüklerimle.
Otobüs Terminalinde Bir An
Bir gün gerçekten Kayseri Otogarı’na gittim. Bilet almadım. Sadece gittim. İnsanların gelişini, gidişini izledim. Herkes bir yerlere yetişiyordu.
Ben ise olduğum yerde kalmış gibi hissediyordum.
Bir otobüs kalkıyordu. Üzerinde “Trabzon” yazıyordu. O an içimde tuhaf bir şey kırıldı. Sanki yıllardır ertelenen bir karar, o otobüsle birlikte uzaklaşıyordu.
Yanımda duran yaşlı bir adam bana baktı, “Gitmeyecek misin?” der gibi. Ama sormadı. Sormadı çünkü belki de cevabın ne kadar zor olduğunu hissediyordu.
O an defterimi açtım ve tekrar yazdım:
Karadeniz’in doğusu nasıl yazılır TDK?
Ama bu kez sorunun yanına bir şey daha ekledim: “Ben ne zaman gideceğim?”
Dilin İnceliği ve İçimdeki Dağınıklık
Sonra eve döndüm. O gün uzun bir yürüyüş yaptım. Soğuk yüzümü kesiyordu ama içimde garip bir sıcaklık vardı.
Dilin kuralları, TDK’nın net çizgileri, bana hep düzeni temsil etmişti. Ama hayatım düzenli değildi. Duygularım hiç düzenli olmamıştı.
“Karadeniz’in doğusu” ifadesi bile bana artık sadece coğrafi bir yön gibi gelmiyordu. Sanki içimde bir duygunun adıydı. Bir tarafım oraya gitmek istiyor, bir tarafım bulunduğu yerden kopamıyordu.
Defterimdeki sayfalar doldukça şunu fark ediyordum: Yazım kuralları dış dünyayı düzenliyordu ama iç dünyayı değil.
Benim iç dünyamda Karadeniz’in doğusu bir yer değil, bir his haline gelmişti. Yağmur sesi gibi. Sis gibi. Ulaşılmak istenip de tam ulaşılamayan bir şey gibi.
Yayla Hayali ve İçimdeki Sessizlik
Gözlerimi kapattığımda kendimi bir yaylada hayal ediyordum. Sisler içinde kaybolmuş ahşap bir ev. Uzaktan gelen inek çanları. Yağmurun toprağa düşüş sesi.
Kayseri’nin sertliğiyle büyümüş biri için bu görüntüler neredeyse başka bir yaşam gibiydi.
İçimde hep aynı cümle dönüyordu:
“Ben oraya ait olabilir miyim?”
Ama cevabı bilmiyordum. Belki de mesele ait olmak değildi. Belki de mesele sadece hissetmekti.
O an Karadeniz’in doğusu nasıl yazılır TDK sorusu bile ikinci plana düşmüştü. Çünkü artık doğru yazımı değil, doğru hissi arıyordum.
Kendime Yazdığım Son Not
Gecenin ilerleyen saatlerinde defterimi kapatmadan önce son bir sayfa açtım. Kalemim yavaşça hareket etti.
“Bazı soruların cevabı dilde değil, insanda saklıdır. Karadeniz’in doğusu bir yazım meselesi değil benim için. Bir yön, bir özlem, bir eksiklik.”
Kalemi bıraktım.
Camdan dışarı baktım. Kar hâlâ yağıyordu. Kayseri sessizdi.
Ama içimde küçük bir yer, çok uzaklarda yağmur sesini duyuyordu.
Daha Fazlası İçin: Jagermeister nasıl telaffuz edilir ?